Bir anestezi hekimi olarak salgının ülkemize gelişinin yaklaşık ikinci ayında, diğer hekim arkadaşlarımların deneyimlerini de gözönünde bulundurarak sizler için bir durum değerlendirmesi yaptım, buyrun efendim:
-Salgının bize gelene kadarki yolculuğunun vakit kazandırması bir avantajdı aslında. Umrecilerin karantinası ve yurtdışına giriş çıkışların yasaklanmasında daha erken davransak çok daha kolay kontrol altına alabilirdik.
-Okulların hemen tatil edilmesi çok iyi bir hamleydi. Bizdeki yaşlı nüfusun Avrupa’ya göre az oluşu ve genelde zaten hep evde oluşu, bu riskli grubu yasakla içeride tutmak da, ölüm sayılarını azalttı.
-Erkenden ‘bilim kurulu’nun oluşturulmasının pandemideki başarısı çok büyük, son kararı veren ülke gerçek ve gereklilikleri doğrultusunda başkası olsa da, işin ehillerinin yönlendirmesi çok önemliydi.
– Bizdeki, tamamen duygusal!! nedenlerle bile olsa özel hastaneler dahil yoğun bakım yatak sayısının çok fazla oluşunun avantajı çok büyük oldu. Yıllardır özel hastanede çalışan bir anestezist olarak, bizde hızlı hasta sirkülasyonu esastır. Sabah muayeneye gelen hasta eğer açsa, öğlen tetkikleri yapılıp ameliyatını olup ertesi gün taburcu olur. Avrupa’da salgın başladığında hem yatak sayısının hem de boş yatak sayısının az oluşu, ölüm sayılarını arttırdı.
-Ülkemizde Çin’deki denemelerden sonra ilaç tedavisine erken dönemde geçildi, bizde ‘koruyucu hekimlik’ önlemleri alınmamış olsa da ‘tedavi edici hekimlik’ çok çok iyi durumdadır. Yıllarca değerimiz bilinmemiş olsa da bu ülkedeki büyük tıp fakültelerinde çok iyi eğitim almış cevval hekim oranımız çok yüksektir.
-Kinin’in ülkemizde olanında hemen toplatılıp stoklanması diğer ilaçların Avrupa hâlâ hastalığın erken döneminde ısrarla başlamamasına rağmen bizde erken dönemde başlanması; çok iyi bir haberleşme, pandemi bilimsel sonuçların paylaşımı ağıyla; hastaların erken dönemde entübe edilmeyip başka yöntemlerle yüksek oksijenizasyonun önemli olduğuna karar verilip ülkemizdeki tedavi prokolünün hemen değiştirilip uygulamaya alınması taburculuk oranını çok arttırmıştır. Hatta hastalıktan akciğer etkilenme mekanizmasının pıhtılaşma faktörleriyle alakasının olduğunu düşünerek hemen tedaviye antikoagülasyon eklenmesi gibi hızlı kararlı tedavi metodlarının yüzgüldürücü sonuçları alınmakta olup, umarım böyle devam edecektir.
-Hastalığı yenen insanların uygun şartlarda plazmasının alınıp uygulanması için gerekli zincir oluşturulup hızla hayata geçirilmiş, olumlu sonuçları beklenmektedir.
-Hastalık tanısı için tanı kitinin olmadığı dönemde bile tomografi sayımızın çok oluşu, radyologlarımızın büyük emekleriyle birleşince erken tanı ve tedavi imkanımızı sağlamıştır.
-En ama en önemlisi de bu savaşın gerçek kahramanı, ‘gece gündüz mükemmel çalışan, her türlü cahile, cühelaya rağmen görevini sabırla yapan ‘hekimler, hemşireler ve tüm yardımcı sağlık personelleridir’.
Biz ülkemizde zaten aralıksız 36 saat çalışıp, günde 100 poliklinik, gecede acilde 300 hasta bakan hekimler olarak bu tempoya çok alışıktık; Avrupa’da, Amerika’da 8 saat insanî şartlarda çalışan doktorlar bu dönemde yandı, bitti kül oldu!! Biz intörnlükle başlayıp mecburi hizmeti ihtisası derken her türlü şartta ameliyat ve tedavi yapabilen, bi çeşit gerilla eğitimi alarak yetişen hekimler savaş ve sahra şartlarında hiç bocalama yaşamadık.
Hiç unutmam 1999 Depremi’nde, yurtdışından yardıma gelen cerrahlar aleti, edevatı, monitörü, sterilizasyonu napacağız diye düşünürken Türk hekimlerin hızla fasiotomi, amputasyon her türlü ameliyatı yapışlarını ağzıaçık izlemişlerdi. Bir de biz Türkler de serde Mcgaywer’lık da vardır ya hani, mevcut alet edevata hızla parçalar eklenip müdahale edildi yine, bir ventilatöre 6 hasta nasıl bağlanır; dalgıç maskesiyle filtreli koruyucu maske, kanalizasyon borusu görüntüleme kamerasından fiberoptik laringoskop nasıl yapılır buluşlarıyla hastalara gerçekten mevcut imkanlarla mükemmel müdahale edildi. Ve bu dönemde çok şükür ki ‘Sağlıkta Şiddet Yasası’ çıkarılarak, kaos ortamında cinnet eşiğinde yaşayanların sağlıkçıya yapacağı her şiddetin ertelemesiz ‘hapiste’ sonlanacağı da açıklandı.
Ben bu yazımda hep olumlu gelişmelerden bahsettim ki biraz yüzümüz gülsün, hatalarımız oldu tabi ama tüm dünya gibi biz de daha önce hiç tanımadığımız bir düşmana karşı savaş veriyoruz ve bu savaşta öngörüsüzlükler olabilir ama unutmayalım ki umut biterse hayat biter…
Salgının kontrolünde bizim için en zor şey gerçekten cehalet, bilinçsizlik, salaklık; ne derseniz onun adına. Hani ölü ölü olduğunu bilmez, ölmek yanındakilere zordur ya; salaklık da böyle bişey olsa gerek; sokağa çıkma yasağının kalkmasıyla gece 12’de bile kendini dışarı atan veya hafta içi yasak değil diye hâlâ parklara bahçelere dipdibe koşan salaklarla yaşamak da, bizlere zor…
Yaaa ne diyeyim ki milyonlarca kez ve şekilde söylendiği üzre ‘evde kalın sevgili halkım!’, Allah’ını kitabını, Muhammed’ini Ali’sini, çoluğunu çocuğunu, ülkesini milletini, yaşamayı, neye değer veriyorsa onu seven; bi evinde otursun;
İNANIN ki biz gerisini halledip bu illeti yeneriz!!!